Nihayet bir maratonun daha sonuna geldik; ortaokul bitti.
Kızım, daha yolun en başında, hayatın asıl ritmiyle yeni yeni tanışıyor. Tabii bu geçişi, ömrünün en kırılgan ergenlik döneminde sırtına yüklenen o meşhur yükle, LGS ile taçlandırdık (!).
Çocukları gereksiz bir rekabetin içine iten, erkenden strese boğan o sınavı da bir şekilde atlattık işte. Bizim adımıza çok heyecanlı ama şükürler olsun ki yüzümüzde tebessümle geride bıraktığımız bir süreç oldu.
Ancak sınavın bitmesiyle, eğitim sektörünün o bildik “pazarlama” çarkları hemen dönmeye başladı. Şimdilerde özel okullar adeta sıraya girdi. Telefon ardı arkasına çalıyor.
Merak etmeyin; bizi merak ettiklerinden, halimizi hatırımızı sormak istediklerinden değil elbette. Derin bir ekonomik krizin gölgesinde hayatta kalmaya çalışan bu ülkede, “Bu dar boğazda nasıl geçiniyorsunuz, bir derdiniz var mı?” diye soran zaten yok. Ama konu potansiyel bir “müşteri” bulmaya gelince, nezaket telefonları yarışıyor.
Bugün yine o telefonlardan biri çaldı.
Karşıdaki ses, ezberletilmiş profesyonel bir nezaketle tekliflerini sıralarken, telefonu kapatmadım. Sabırla ve çizgimi bozmadan dinledim. Üstelik bu konuşmayı kızıma da dinlettim. Çünkü günün sonunda kendi geleceği hakkında kararı o verecek.
Sistem çocukları yarıştırmaya çalışadursun, hayatın gerçeklerini erken yaşta göğüsleyen çocuklar bazen bizden daha olgun kararlar verebiliyor. Telefon kapandıktan sonra kızımın bana dönüp, “Anne, gerçekten ne gerek var?” deyişi, benim için sınav sonucundan çok daha kıymetliydi.
Sektörün gözü rakamlarda ve kayıtlarda olabilir; ama bizim gözümüz, ayakları yere basan ve ne istediğini bilen evlatlar yetiştirmekte.
En büyük başarı da belki de budur. Hoş geldin yeni hayat!
Sevgiyle kalın…

YORUMLAR