Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mehmet Emin Ağaran
Mehmet Emin Ağaran

BUGÜN, O GÜNÜN GETİRDİĞİDİR

“Zorla aldı tanrılar   

  sıcacık yüreğimin bir parçasını  

ve evrenin çekirdeğini yarattık diye 

böbürlenip durdular 

bu güne kadar 

Her güzün peşi sıra

gık  demeden 

bir düzine kış geçirdim üstünden”

(Yalçın Aydın Ayçiçek, Analar/Yüzleşmek Yarınlarla, s.17)

***

memo1 BUGÜN, O GÜNÜN GETİRDİĞİDİR

Şimdi, bugünden 46 yıl öncesini, hatta daha da öncesini okumak ya da kıyaslamak ne kadar doğrudur? Bu sanırım herkes tarafından farklı yorumlanacaktır.

27 Mayıs 1960, Talât Aydemir’in denemeleri, 12 Mart ve ardından 12 Eylül… Tanklar yine yürüdü.

46 yıl önce, 12 Eylül 1980’de Kenan Evren ve arkadaşları askerî darbe yaptı. 70’li yılların ve 80’in başının o ateşli, bol eylemli günlerini bitirdi. Çatışmalar, bombalı eylemler, cinayetler, baskınlar, fail-i meçhuller ve daha nicesi…

12 Eylül’le birlikte sokaklardaki kavgalar ve dökülen kan durdu. Ama sokaklar yerini cezaevlerine bırakmıştı. Sokaklardaki eylemlerin faili olan yahut olduğu iddia edilenler karşılığını (!) cezaevlerinde almaya başladılar.

Sağcı-solcu ayırt etmeksizin binlerce genç cezaevlerine atıldı. Bu sefer kan cezaevlerinde akmaya başladı. Neredeyse 10 yıldır akan kan ne hikmetse birden duruvermiş, durduranlar ise hâliyle kahraman olmuştu.

“Değinilmesi gereken bir ikinci nokta da, ülkemizdeki tüm günahların Amerika’nın sırtına yüklenemeyeceğiydi. Mesela, darbelerin birçoğunda inisiyatif içeriden gelmişti; Amerikan istihbaratı burada destekleyici roller üstlenmekten fazlasını yapmamıştı. (…) Yine 12 Eylül’e zemin hazırlamak için anarşiye müdahale etmeyen de bizzat Kenan Evren ve arkadaşlarıydı; darbe askere sıkıyönetimde olmayan hangi hakkı vermişti de olaylar tak diye durmuştu?” (Emrah Safa Gürkan, Bunu Herkes Bilir, s.166)

İşte 12 Eylül’ün bilançosu: 650 bin kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı. İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi. 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı. 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi. 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci silahla öldürüldü. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 14 kişi açlık grevinde öldü. 16 kişi “kaçarken” vuruldu. 95 kişi “çatışmada” öldü. 73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi. 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi. (Kaynak: haber.sol.org.tr)

memo2 BUGÜN, O GÜNÜN GETİRDİĞİDİR

12 Eylül, Türkiye’nin üzerinden gerçekten bir tank gibi geçmişti. Siyasi parti liderleri içeri atıldı, yargılandı ve yasaklandılar (O liderler de işin o noktaya gelmesinde payları olanlardı elbette, uzlaşamayanlar, kışkırtanlar…). Sokaklarda bu ülke için mücadele veren, verdiğine inanan gençler ya sokaklarda katledildi ya cezaevlerinde… Ya da mahvedildiler. Kenan Evren idam edilenler için şöyle sözler sarf edecektir daha sonra: “Bir sağdan, bir soldan astık”, “Elim titremedi”, “Asmayalım da besleyelim mi?”

Ülkücüler ve devrimciler, inanmışlardı ve idealistlerdi. İdealizm yerini köşe dönücülüğe bırakmaya başladı. Metris’te devrimciler, Mamak’ta ülkücüler işkence görürken, can verirken bir kısım da buradan sıyrılmıştı. O sıyrılanları zaten az çok biliyoruz. Bir yanda tam bağımsız Türkiye diyenler, sosyalizme ve devrime inananlar; bir yandan milliyetçi Türkiye diyenler ve Türkçülük ile, İslâm ile kurtuluşa inananlar; bu uğurda mücadele verenler, can verenler… 12 Eylül bir nesli böyle kırdı. Onlar sokakta birbirlerini kırmıştı ama onları kırdıranlara ne olmuştu? Bu ülkenin evlatlarını kim bu denli kırdırıp kanlarının dökülmesine sebep olmuştu? Birileri bir neslin “köküne kibrit suyu” dökmüştü.

“Bir insan 18 yaşında, 20 yaşında inandığı değerler uğruna mücadele edemiyorsa, mücadeleyi göze alamıyorsa okuduğu okulu birincilikle bitirse dahi 30’undan sonra sıradan bir oportünist, 40’ından sonra da köşe dönücü ve hırsız olur. Onun için, gençlik idealizm çağıdır.” (Dr. Mustafa Çalık)

Birileri mücadelede iken birileri ise İETT’de top koşturuyordu.

Ve sonunda olan olmuştu, birilerinin “bizim çocuklar” dedikleri başarmıştı.

Atatürkçülük 12 Eylül’le birlikte tam manasıyla bir dehlize sokulmuştur. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı demiştir ki: “Ben Atatürkçü değilim, Kemalistim; çünkü o kavramı Kenan Evren’e bıraktım!”

12 Eylül’den sonra Güneydoğu’da bütün sol örgütlerin ezilip yok edilmesiyle beraber sadece PKK’nın ocağına dokunulmadığını ve PKK’ya açıkça göz yumulduğunu söyleyen Prof. Dr. Emin Gürses 12 Eylül’ü yapanlar içinse söyle diyor: “Cehenneme kadar yolları var, cehennemde zebaniler bekliyor onları.”

Uğur Mumcu ise 12 Eylül’den 10 yıl sonra 12 Eylül’ü şöyle değerlendirir Cumhuriyet’teki köşesinde: “12 Eylül’de yönetime el koyan askerler, soruşturmaları terör eylemleri ile sınırlı tutup bu eylemleri yönlendirenleri yakalamaları gerekirken yapay siyasal davalarla ülkede faşizm rüzgârları estirdiler. Bununla da yetinmediler; kâr, faiz ve rant gelirlerini artırıp emek gelirlerini azaltan ekonomik modeli de silah zoruyla uygulayarak bugünkü adaletsiz toplum düzeninin oluşumunda büyük roller oynadılar. İslamcı akımların gelişmesine de bilerek ya da bilmeyerek destek oldular.” (Uğur Mumcu, Cumhuriyet, 14.9.1990)

12 Eylül öncesinde yaşananlarla haklı bir harekât gibi görünse de yarattığı kıyım, bilanço ve bugüne getirdikleriyle ortadadır. Değerlendirme bir bakıma buna göre de yapılmalıdır. Benim yapmaya çalıştığım budur.

***

3 Kasım 2002’de iktidara gelen Türkiye’nin en uzun soluklu iktidarı AKP, ilk günlerinden itibaren askerî vesayete karşı hep bir mücadele içinde oldu. Bunun samimiyetini (!) gördük. Öyle ki 12 Eylül’ün 30.yılında, 12 Eylül 2010 yılında referanduma giderek anayasa değiştirildi ve yargı, o gün büyük bir güç olan Fetö’ye teslim edildi. Sonrasında yaşanılanları ve 15 Temmuz’u hep birlikte yaşadık.

AKP’nin bu vesayetle mücadelesinde (!) bir sürü subay ve general –genelkurmay başkanı dâhil- darbe yapacakları iddiasıyla içeri atıldı. Bu sefer vatansever birçok asker ve aydın cezaevlerine atıldı. İçeride hayatını kaybedenler oldu. Başarısız da olsa bir darbe kalkışması oldu, olmadı değil ama bunu AKP ve o dönemki ortağı Fetö’nün kendilerine tehdit olarak gördükleri Atatürkçü vatansever subaylar değil, FETÖ’cüler yaptı.

“15 Temmuz’da yaşadıklarımızı daha evvel birisi bize fantastik bir hikâye olarak anlatsaydı ve sonunda da, ‘’Bir gün bu ülke böyle bir hadise yaşayacak.’’ deseydi, ona sadece gülerdik. Bırakın 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü yahut 60’ların başlarındaki Talât Aydemir kalkışmalarını, 28 Şubat gibi ‘’post-modern’’ bir müdahaleye bile ihtimâl vermezken başımıza 15 Temmuz gibi bir ‘’fâciâ’’ nasıl geldi? Kimse zannetmesin ki, bu hâdise içimizdeki ‘’sapkın’’ bir cemaatin canı ‘’hâin’’ olmayı çektiği için dışarıdaki ‘’düşman’’la işbirliği edip devlet ve memleketimizi ele geçirmeye kalkışmasından ibârettir! İlk önce ‘’doğru suâller’’ sorarak düşünmeye başlamak zorundayız. Sorulacak ilk mantıklı suâl şudur: ‘’Biz cemiyet ve memleket olarak bu kadar ‘’kariyer sâhibi psikopat’’ı nasıl yetiştirdik? Başka bir ifâde ile bu zümrenin sergilediği melânete bakınca, ‘’Bu Kur’an’sız, Peygamber’siz, hâsılı İslâm’sız Müslümanlık bin senelik İslâm toprağında nasıl yeşerdi?” (Mustafa Çalık, 15 Temmuz-İslâm’sız Müslümanlığın Öteki Yüzü, s.13) 

***

12 Eylül’de Kenan Paşa vardı. Üniforması, yıldızları ve tankı vardı. Şimdi ise tanka gerek kalmadı. Aynı şeyler, tıpkı o günlerdeki gibi sanki onu örnek alırmışçasına tekrarlanıyor. O gün silah ve tanklaydı. Bugün ise pekâlâ yargıyla…

Kenan Paşa yerini başka paşalara bıraktı yani. O günler yaşandı. Bugünler de pekâlâ yaşanıyor.

Zira bugün, o günün getirdiğidir.

memo BUGÜN, O GÜNÜN GETİRDİĞİDİR

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER