İnsanlığın en kadim, en cilveli çelişkisidir belki de; meydanlarda, sohbet masalarında, sosyal medya paylaşımlarında iyilikten, doğruluktan ve dürüstlükten süslü cümlelerle bahsetmek son derece zahmetsizdir.
Herkes ahlak abidesi, herkes adaletin yılmaz bekçisi… Dışarıdan baksanız, etraflarında bir “büyük adam” hâlesi, bir erdem pırıltısı.
Fakat ne zaman ki sıra o vaatlerin gereğini yerine getirmeye, verilen sözleri tutmaya gelir; işte orada film kopar.
Hak yemeye, ertelemeye, insanı oyalamaya geldiğinde gösterilen o üstün yetenek ve pratiklik, ne hikmetse verilen sözü tutmaya gelince aniden buharlaşır.
Işın içine bizzat girdiğinizde anlarsınız her şeyin iç yüzünü.
İşin en absürt tarafı da nedir bilir misiniz? İnsan kendi emeğinin, hakkının peşine düşmeye, alacağını istemeye utanır hale gelir. “Aman ayıp mı oluyor, fazla mı ısrar ediyorum, darlıyor muyum acaba?” diye kendi içinizi kemirirsiniz.
Karşınızda ise zerre üzerine alınmayan, dünya yansa umurunda olmayan bir rahatlık… Adeta resmen birer gamsız baykuş!
Hakkını arayanın utandığı, hakkı gasp edenin ise pişkinlikle arkasına yaslandığı bir düzende dürüstlük, maalesef sadece dilde bir temenniden öteye geçemiyor.
Sözünün eri olmak; unvanla, etiketle ya da ne kadar yüksek perdeden konuştuğunuzla ilgili değildir. İnsanı gerçekten “büyük” yapan şey, lafta dürüstlük gösterisi yapmak değil; iş ciddiye bindiğinde o sözün arkasında durabilme basiretini gösterebilmektir.
Kendi hakkımızı isterken utanmayacağımız, sözün namus sayıldığı ve gamsızlığın bir meziyet gibi yaşanmadığı günlerde buluşmak dileğiyle…
Sağlık ve Sevgiyle kalın…

YORUMLAR