Categories: Video-GaleriYazarlar

“Ben de yazarım” demekle yazar olunmaz

Bu yazımı daha önce çalıştığım gazetede, köşemde yayımlamıştım. Arşivi karıştırırken karşıma çıkınca, bazı bölümlerinde değişiklik ve düzenlemeler yaparak yeniden yayımlama isteği uyandı içimde.
Sanırım karşılaştığım olaylar ve tanıdığım insanlar, yazıda dile getirdiğim düşünceleri sürekli gündemde tutuyor.
İlk yayımladığımda yazının başlığı “Yazar olmanın ince yolları” idi. Bu kez ise başlığını, anlatmak istediğimi daha doğrudan ifade ettiğini düşündüğüm için “Ben de yazarım demekle yazar olunmaz” olarak değiştirdim.
Gerçekten de öyle…
Yazar olmak sanıldığı kadar kolay bir iş değil. İnce yollardan geçmek, kendini yetiştirmek, okumak, araştırmak, gözlemlemek ve öğrendiklerini kendine özgü bir anlatımla aktarabilmek gerekiyor.
“Bir şeyler yazdım, kitabımı bastırdım, bir de imza günü düzenledim” diyerek okuyucunun karşısına çıkanların kitapları, maalesef çoğu zaman okunmadan kitaplıklarda yerini alıyor.
Yazılanlar okunmadıktan sonra neye yarar ki?
***
________________________________________
“Biraz zaman bulabilsem yazacağım o kadar çok şey var ki…” dedi arkadaşım.
“Ne güzel. İnsanın yazacağı bir şeylerinin olması; yaşadığı, bildiği ve gördüğü şeylerin de olduğu anlamına geliyor” diye karşılık verdim.
“Haklısın ama işten güçten başımı kaldıramıyorum ki. Evden işe, işten eve… Kimsenin yüzünü göremiyorum. Oturup iki kelime sohbet etmeye bile fırsatım olmuyor” diyerek sitem etti bu kez.
“Olabilir. Allah iş kaygısı versin. En azından işin var, bir meşgalen oluyor, kazanç sağlıyorsun. Gezilip tozulmasa bile insan boş vakitlerinde kitap okuyabilir. O da önemli” dedim.
“Yok abi, yok. Kitap okumak kim, biz kim? Dedim ya, işten başımı kaşıyacak zaman bulamıyorum. Kitap okumaya vakit mi kalıyor?” dedi.
Sohbetin bundan sonrasını hatırlamıyorum.
Zaten iş olsun, torba dolsun diye söylenen sözleri fazla önemsemem. Bu nedenle hafızama da kaydetmem. Arkadaşımın bana özenerek söylediği “Zaman bulabilsem yazacak çok şey var” sözünü başta önemsemiştim. Ancak sohbet ilerledikçe onun ne yazacak çok şeyi olduğunu ne de gerçekten bir şeyler yazabilecek durumda bulunduğunu anladım.
O da birçok kişi gibi “Ben de yaparım, ben de yazarım, ben de konuşurum” deyip hiçbir şey yapamayanlardan biriydi. Dahası, yapabilmek için gerekli yetenek ve bilgi birikimine de sahip değildi.
Oysa yazı yazmak hiç de kolay bir iş değildir.
Önce çok okumak gerekir.
İnsanlarla diyalog içinde olmak, hayatı, olayları ve insanları iyi gözlemlemek gerekir. Söylenen sözlerle yaşanan olaylar ve insanlar arasında doğru bağlantılar kurabilmek gerekir.
Araştırmak, incelemek, sorgulamak ve doğruyu buluncaya kadar aramak gerekir.
Bütün bunları yaparken bilgi dağarcığını genişletmek, tecrübeyi artırmak ve dünyaya farklı pencerelerden bakmayı öğrenmek gerekir.
Ancak ondan sonra, yazıyla anlatma becerisini kullanarak düşüncelerini kâğıda dökmek gelir.
İster makale, ister öykü ve roman, ister deneme, ister şiir…
Türü ne olursa olsun, bir insanın yazabilmesi için önce bir bilgi ve deneyim birikimine sahip olması gerekir. Ardından zihninde birikenleri bir fikre, bir düşünceye dönüştürmeli; başkalarına aktarılmaya, düşündürmeye veya yarar sağlamaya değer olanları yazıyla somutlaştırmalıdır.
Bu nedenle yalnızca “Yazarım” veya “Yazmak istiyorum” demekle yazar olunamayacağını bilmek gerekir.
Hatta her kitap sahibi olanın ya da makale, öykü, deneme ve şiir yazanın “gerçek bir yazar” olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur.
Bana göre belli bir bilgi ve tecrübe birikimine sahip olmadan, hayatı ve insanları yeterince gözlemlemeden, yazma tekniğini ve yazı dilini öğrenmeden, kendini ifade etme becerisini geliştirmeden “yazarım” diye ortaya çıkanlar, çoğu zaman kendilerini tatmin etmek için bir şeyler karalamaktan öteye geçemezler.
Zaten iyi bir okuyucu, kimin bilgili, becerikli ve tecrübeli bir yazar olduğunu birkaç paragraf okuduktan sonra kolayca anlayabilir.
Çünkü yazı, insanın birikimini ele verir.
Ne kadar okuduğunuzu, ne kadar düşündüğünüzü, ne kadar gözlemlediğinizi ve hayata ne kadar dikkatle baktığınızı satır aralarında görmek mümkündür.
Bu nedenle yazmak isteyenlere, yazar olmayı düşünenlere tavsiyem şudur:
Roman, öykü, makale veya şiir yazmak; laf olsun, torba dolsun diye birkaç şey karalamaktan ibaret değildir.
Öncelikle çok okumak gerekir.
Araştırmak, incelemek, sorgulamak; doğruları arayıp bulmak ve öğrenmek gerekir.
Bunları yapmıyorsanız veya yapmak için zamanınız yoksa, ne kendi zamanınızı boş yere harcayın ne de insanları gereksiz yere meşgul edin.
Çünkü yazmak; önce öğrenmek, sonra öğrendiklerini düşünce süzgecinden geçirerek yazı diliyle anlatabilme sanatıdır.
Birilerinin yazdıklarını görüp onlara özenerek “Ben de yaparım” denilecek kadar basit bir iş değildir.
“Ben de yazarım” demek kolaydır. Asıl mesele, okunmaya değer bir şeyler yazabilmektir.

Tuncay Dağlı

Recent Posts

ŞİDDETE DUR DİYELİM!

Mavi Tekirdağ ve Mavi Kent Ajans, hayvanlara yönelik şiddeti Tekirdağ halkına sordu... Hayvan hakları konusundaki…

15 saat ago

Sanatseverler Şiire Doydu: 3 Kalem’in Performansı Ayakta Alkışlandı

3 Kalem Trakya ve Balkanlar Kültür Sanat Derneği bünyesindeki, Veranda Kafe’de düzenlediği şiir dinletisiyle edebiyatseverlere…

2 gün ago

CUMHURİYET KADINI: SEVAL EŞER

Bazı kadınların sesi kısık değildir. Bazı kadınların sesi bir salona değil, bir memlekete yeter. Seval…

3 gün ago

ÜSKÜDAR – KUZGUNCUK – BEYLERBEYİ SARAYI

Tur otobüsünde, insanlık tarihi boyunca çok önemli bir yere sahip olan İstanbul’a doğru yola çıktık.…

3 gün ago

YAZAR EROL YILDIZ ADD’DE CUMHURİYETİN KAZANIMLARINI ANLATTI

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Tekirdağ Şubesi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 103. yıl dönümü kutlamaları kapsamında…

4 gün ago

Yerel Yöneticilerin Sanat ve Edebiyata Yaklaşımının Önemi

Kültür ve sanat insanları ortak bir dilde buluşturur. Bu nedenle kültür ve sanata ilgi duyan,…

1 hafta ago