TEKİRDAĞ’DA ŞİİRDEN BİR KÖY:

KEPENEKLİ ADNAN ÖZER ŞİİR EVİ

İHSAN TEVFİK

            -Yıllar Sonra Adnan Özer’le-

14 Mayıs 2026 Perşembe günü Tekirdağ’a bağlı Kepenekli Mahallesi’ndeki eski bir köy okulu restore edilerek ‘Kepenekli Köyü Eğitim Merkezi ve Adnan Özer Şiir Evi’ adı altında hizmete açıldı. Sevgili şair Adnan Özer adına açılan bu şiir evi Türkiye’de ilk şiir köyü, ilk şiir evi olma özelliğini de taşıyor.

Küçük bir köyde bir şiir evinin açılış öyküsüne geçmeden önce güzel bir denk gelişe de bu yazıda kısaca yer vermeliyim kendi adıma. Otuz yıl Silivri hayatından sonra iki yıldır artık Tekirdağ’da yaşıyorum. Yeni şiirler burada yazılıyor. 2016’da yayımlanıp 2017’de Yunus Nadi Ödülü’nü alan “Gözleri Muhacir” kitabımdan sonra bir kitap yayımlamıştım yine 2017’de: “Hasarlı Aşklar Tarihi” Üzerinden tam 9 yıl geçtikten sonra son şiir kitabım “Deliçavlan” daha yeni çıktı.

İlk imza günü ve söyleşi etkinliğini 13 Mayıs’ta Tekirdağ’ın simgesi Namık Kemal Evi’nde yaptım. Burada bir yıl boyunca “Yaratıcı Yazarlık Atölyesi” yapmıştım. Görev yaptığım Tekirdağ Sosyal Bilimler Lisesi öğretmenleri ve öğrencileri, Tekirdağ’dan şiire, sanata meraklı birçok insan, dost bu etkinliğe katıldı. Tekirdağ’ın, Trakya’nın şiir evladı Sevgili Adnan Özer de etkinliğime gelenler arasındaydı. Çok uzun zamandır karşılaşmamıştık, yolar kesişmemişti ama her şeyin bir vakti var galiba.  Çok güzel şiirle, sohbetle dolu bir gün oldu. Sevgili Adnan Özer, ertesi gün açılacak olan şiir evinin duyurusunu da kendi yaptı, Kendisini mikrofona davet ettim. Ama nezaketle: “Bugün senin günün İhsan, rol çalmayayım, yarın gelecek dostlarla birlikte şiir evinin açılışında buluşuruz.” dedi.

-Bir Şiir Kuşağının Öyküsüne Kısaca Bakış-

Adnan Özer, şiirde kimilerince 78 kuşağı olarak değerlendirilen kuşağın temsilcisidir. Bu adlandırma aslında bu kuşak şairlerinin ilk şiirlerinin ve kitaplarının 70’li yılların ikinci yarısından itibaren yayımlanmasıyla ilgilidir. Bu kuşak veya dönem şairleri asıl şiirlerini 80 darbesinin yarattığı kırılmadan sonra üretti.

Sevgili şair, Karadeniz’in has, güzel uşağı Yaşar Miraç’ın sahibi ve sorumlusu olduğu 1979’da kurulan Yeni Türkü Yayınları, Türk şiirinde sonradan sağlam yer edinecek genç şairlerin çoğunun ilk bazılarının ikinci şiir kitaplarını yayımladı. Bunlar arasında genç yaşta aramızdan ayrılan sevgili şair ağabeyim Ahmet Erhan da var. Onun 80 şiirinin anahtarı ve giriş kapısı olan ilk şiir kitabı “Alacakaranlıktaki Ülke” ve daha sonra da “Akdeniz Lirikleri”, Yeni Türkü Yayınları’ndan çıktı. “Yeni Türkü Yayınları Türkiye Şiiri” başlıklı dizide aklıma ilk gelen kitapları şöyle sıralayabilirim. Yaşar Miraç’ın “Şili ile Söyleşi”, Erdal Alova’nın “Uzaktan Gelen Sesler”, Turgay Fişekçi’nin “Karda Işıltılar”, Ozan Telli’nin “Özgürlük”, Neşe Yaşın’ın “Savaşların Gözyaşları” ve sevgili Adnan Özer’in ilk kitabı “Nar”. Tabi sadece adının andığım şairler ve kitapları değil daha birçok ismi burada anmam gerekir ama bu yazının sınırlarını aşar.

Bu girizgâhtan sonra sevgili Adnan Özer’le tanışıklığımın 30 yıl kadar öncesine Cağaloğlu’nda Evereset’te ve E dergisinde editörlük yaptığı yıllara kadar gittiğini söyleyebilirim. Bu yıllarda onun ulusal ve uluslararası birçok şiir organizasyonu da düzenlediğini şiiri biraz takip edenler bilirler. Eylem adamıdır ve yorulmak bilmez Adnan Özer.

Adnan Özer’le ve şiir evi açılışına katılan sevgili şair Haydar Ergülen’le bizi birbirimize bağlayan ortak ve gizli bağ, Ahmet Erhan dostluğudur. Onlar Ahmet Erhan’ın kuşağından şairlerdi, o kuşak o yıllarda birbirinden de beslenen, Haydar Ergülen’in deyimiyle bir “kardeşlik kuşağı”ydı. Bunu sevgili Ahmet Erhan, Silivri’de bir söyleşimizde şöyle ifade etmişti: Evet, herkes kendi kuşağının kavgasını verir. Bu çok ciddi bir laftır. Bizim de verdiğimize inanıyorum. Ve o kadar kenetlenmiş bir kuşağız ki, kimse bana arkadaşlarım hakkında laf söyletemez.”  

Adnan Özer, Ahmet Erhan’ın iki cilt halinde bütün şiirlerini içeren “Burada Gömülüdür” için yazdığı anma yazısında, “Ahmet Erhan’ı Sunarken”, bir ‘karanlık parıltı’dan söz ediyor, Haydar Ergülen’e göre bu “karanlık parıltı” “Ahmet için bu hem ülkesidir, Türkiye’dir, hem de onun yalnızlığıdır… Bense Ahmet Erhan’ı 2000’li yılların başında Ankara Küçükesat’taki yalnız evinde tanımış bir şiir kardeşiydim. Daha sonra Silivri’de 2002-2007 yılları arasındaki neredeyse her gün görüştüğümüz bir abi-kardeşlik hukuku her şeyden ayrı çok değerli bir bağdır benim için.

-Adnan Özer ve Köklere Dönüş-

Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’nde Adnan Özer şöyle tanıtılıyor: “Tekirdağ’da doğdu. İlkokulu Silivri’nin Küçüksinekli köyünde bitirdi. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu (1991). Bir süre Nokta dergisinde çalıştı. Arkadaşlarıyla birlikte Yeni TürküÜç Çiçek, Stüdyo lmge, Fanatik, Düşler, Düşler Öyküler dergilerini çıkardı, Era Yayınlarını kurdu ve yönetti. Gendaş Yayınları’nda ve 1999’da çıkmaya başlayan aylık kültür ve edebiyat dergisi E‘de genel yayın yönetmeni, Everest Yayınları’nda editör olarak çalıştı. Şair, “Trakya Efsaneleri” dosyasıyla 1980 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Kültür Şenliği Şiir Yarışması birincilik ödülünü; Zaman Haritası kitabı ile 1992 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü, Yol Şarkıları adlı kitabıyla 2016 yılı Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü’nü kazandı. Şiirlerinden seçmeler Makedonca, Rumence ve İspanyolca dillerine çevrilerek kitap halinde yayımlandı.”

Özer, ilk şiir kitabı Nar‘ı 1979 yılında çıkardı. Bu kitabı sırasıyla Ateşli Kaval (1981), Çıngırağın Ölümü (1982), Rüzgâr Durdurma Takvimi (1985), Zaman Haritası (1991), Veda Şiirleri (1999), Rüzgâr Durdurma Takvimi (2001) adlı kitapları takip etti. Şair, son kitabından on beş yıl sonra yayımladığı Yol Şarkıları (2016) adlı kitabı ile yeniden dikkatleri üzerine çekti.

Tekirdağ’ın Gazioğlu köyünden göçmen çocuğu Adnan Özer ömrü büyük şehirlerde geçse de köklerinden kopmadı aslında. Şöyle diyordu Yol Şarkıları şiirinde “Trakya, nasıl ayrıldım senden / sıvalı kerpiç bacalardan duman tüterken. / Nasıl da camlarda kaldı süzgün gözlerin, akraba hayat. / Dur durak yok, bir daha siliyor evimi her seyahat. / Evsizin evini özlerim şimdi, eşikte gölgesiyle.” Aslında şiir eviyle birlikte bir geri dönüş yolculuğu olarak görüyorum onun serüvenini. Nerde olursa olsun Trakyalı, Rumelili bir ruh…

            Bu derin şiirin sonu çok çarpıcıdır: “Balkan içleri, bodur, kavi meşeler; / kuru bir öksürük içimde keder. / Bir karaduygundum ya, vereme kardım sonunda. / Canımın içini özlerim şimdi, üşüyen nefesiyle; / İstanbul dönmesem sana / dönmesem çirkin ekmek kavgasına / annemi aldın, süründürüp hastane kapılarında / bir karım vardı, dağ arpası saçlı, onu da aldın. / Dökülür şimdi ıslığım, ayazın ırmağına. / Ah, Trakya, kumru cumalar, üveyik cumartesiler ülkesi / cesedim dönecek elbet sana, göçmenliğe hatıra…”

            Tekirdağ Kepenekli’de açılan Şiir Evi’yle Adnan Özer, her ne kadar “cesedim dönecek sana, göçmenliğe hatıra” dese de ata yurduna çoktan dönmüştür, bedensel olarak da ruh olarak da. Kırlara Veda adlı şiirinde, Utanır arınırdık şehirde fazla kalmak suçundan; / akıl danışırdık yağmura: Nasıl döneriz / evlerimize doğu yollarından” diyen şair artık Tekirdağ’da kendi şiir Ev’indedir, Buradan Balkanlara, Rumeli’ye göçmen kuşların kanadında şiirli selam yollamak daha da mümkündür.

-Tekirdağ Kepenekli Adnan Özer Şiir Evi’nin Açılışı-

Adnan Özer Şiir Evi’nin açılışını anlatmadan önce bu hatıralar yumağını kısaca anlatmayı gerekli gördüm. Çünkü aslında bir vefa kuşağının öyküsüdür bu tip etkinliklerle karşımıza çıkan. Sevgili şair Haydar Ergülen’le Adnan Özer’e göre daha yoğun bir temas halinde olduk hep. Kimi zaman ortak etkinliklerde yer aldık kimi zaman da çeşitli etkinliklerle karşılaştık. Telefonla olsun, internet üzerinden yazışmayla olsun hep yakın bağı sürdürdük. Ama bu üçümüzün de bir arada oluşu Adnan Özer Şiir Evi vesilesiyle oldu.

Gelelim şiir evimize. Her ne kadar artık mahalle olarak geçse de kendine has güzelliği olan küçük, zarif bir Trakya köyüdür Kepenekli. Tekirdağ-Muratlı yolunda biraz ilerledikten sonra sağa bir yol ayrılır. Önce Gündüzlü gelir, sonra Kepenekli, ondan sonra da Müsellim köyü. Sonsuz dalgalanışlar içinde buğday, arpa, kanola tarlaları arasından dar bir yoldan varılır Kepenekli’ye Akıllara ilk gelen soruyu etkinlikten önce Adnan Özer’e sordum, cevap verdi. Konuşmasında da neden bir köyde bir şiir evi açılır buna yanıtını ayrıntılı olarak verdi.

Özer, şunları vurguladı özellikle. İspanya ve Latin Amerika’da “Şiir Evleri” (Casas de la Poesía) ve “Şiir Köyleri” vardır. Bu evler, genellikle şiir festivallerinin düzenlendiği, edebiyat müzelerinin bulunduğu yerleşim yerleridir. Bu merkezler şiir okumalarına ev sahipliği yapar ve yerel kültürü sanatla harmanlar. Örnek vermek gerekirse; Casa de la Poesía (Havana, Küba), La Poeteca (Caracas, Venezuela) La Bañeza (León, İspanya) gibi yerler sayılabilir. Şiirin merkezden taşraya, yerele taşınmasının da bir yoludur bu.

Küçük Kepenekli köyündeki açılışa neredeyse köy nüfusundan fazla insan katıldı. Edebiyatın içinde olsun olmasın herkeste çok büyük bir coşku vardı. Üniversiteden gelen öğrenciler eski köy okulunun, yeni şiir evinin olduğu yemyeşil ağaçlık bahçeyi müzik dinletisiyle coşturdular. Tekirdağ köftesi, köy limonatası ve köy ayranı ikram edildi konuklara.

Adnan Özer Şiir Evi’nin açıldığı tarih çok güzel bir denk gelişle Çiftçiler Günü’ydü. Bu güzel, anlamlı şiir evinin açılışına düşünce ve emek olarak destek sağlayan aynı zamanda Kepenekli köyündeki ve bölgedeki tarım kültürüne modern anlamda katkı sunan Trakya Tohumcular Derneği Başkanı İbrahim Toruk’u ve tohum firması genel müdürü Emre Sarı’yı da tebrik etmek gerekir. Her türlü kültürel etkinliğe gönülden katılan Tekirdağ milletvekili Nurten Yontar’ı ve Şiir Evi’nin açılışına destek veren İl Kültür ve Turizm Müdürü Ömer Faruk Karaküçük’ü de burada anmam gerekir.

Kısa protokol konuşmalarından sonra kendisi de Tekirdağ’ın bir evladı olan Adnan Özer hem Şiir Evi’nin açılış sürecini ve bu düşüncenin nasıl doğduğunu anlattı, katkısı olan kurumlara ve bireylere teşekkür etti. Şairler ve yazarlar kendi imzalı şiir kitaplarını getirmenin dışında kolilerce kitap getirerek Adnan Özer Şiir Evi’nin can suyuna çok büyük katkıda bulundular.

Unuttuklarım ve tanımadıklarım kusura bakmasın ama kimler yoktu ki İstanbul’dan, Ankara’dan, Tekirdağ dışından. Edebiyat ve yayın dünyasından tanıdığım dostları hatırlatmak isterim:  Haydar Ergülen, M. Sabri Koz, Çiğdem Sezer, Metin Celal, Baki Ayhan T., Özcan Ünlü, Metin Celal, Cenk Gündoğdu… Yayınevlerinde ve dergilerde editörlük yapanlardan, romancılardan da katılanlar oldu. Hepsini tanıyamadığım için adlarını veremiyorum burada.

Tekirdağ’ın, Trakya’nın şairleri ve yazarları da oradaydı elbette. Bu arkadaşlardan bir kısmı yeni tanıdığım bir kısmı da daha önceden duymakla birlikte tanışmadığım şiir ve yazı dostlarıydı. Kimler vardı: Hasan Akarsu, Celal Çalık, İbrahim Kamberoğlu, Hüseyin Duygu, Nilgün Yazar, Tuncay Dağlı, Rakip Ertuğrul Eriz, Mehmet Altaş, Zeynel İren, “3 Kalem” şiir ve yazı grubu üyelerinden Mehmet Emin Ağaran, Yalçın Aydın Ayçiçek… Unuttuklarımız ve tanımadıklarımız elbette vardır kusura bakmasınlar ama gerçekten hem bölgeden hem şehir dışından yoğun bir katılım oldu. Sıcakkanlı ve misafirperver Kepenek köyü halkını da unutmuyorum.

Adnan Özer Şiir Evi’nin açılışıyla ilgili olarak Görünüm’de Ahmet Güdücüoğlu’nun bir yazısına rastladım, son paragrafa aynen katılarak buraya alıntılıyorum: “Belki de yıllar sonra insanlar dönüp bu günü hatırlayacak. ‘Her şey küçük bir Trakya köyünde başlamıştı,’ diyecekler. Çünkü kültür bazen büyük merkezlerde değil, unutulduğu sanılan yerlerde yeniden filizlenir. Şimdi Kepenekli’de bir Şiir Evi var. Belki yakında Balkan şiir günleri yapılacak orada. Belki farklı diller aynı sofrada buluşacak. Belki genç şairler ilk dizelerini o evin penceresi önünde yazacak. Belki de Kepenekli, yakın gelecekte yalnız bir köy adı değil; şiirin, belleğin ve kültürel dayanışmanın simgesi olarak anılacak.

Ayşe Keşkek

Recent Posts

Türkiye Ay Görevi İçin Uzay Aracını Test Sürecine Gönderdi

Türkiye'nin Ay Uzay Aracı'nın entegrasyonu tamamlandı. 2027'de fırlatılması hedeflenen araç, sistem testleri için USET'e gönderildi.

1 saat ago

Eylülün rüzgârı ve sabah ritüelleri

Sabahın köründe, güneşin daha maşallahı var dediği, kuşların bile birbirine "Sen niye bu kadar erkencisin?"…

2 saat ago

Yazar Sibel Dülger’in kaleminden iki kitap ve iki değerlendirme

KUZENLER ~ AURORA VENTURINI Toplumun “kusurlu” bulduğu bir genç kadın, kendine ait bir dil kurup…

2 saat ago

TEKİRDAĞ’DA TARİH, EDEBİYAT VE MÜZİK KÜLTÜRÜNÜN İZİNDE

Namık Kemal’den Atatürk’e, Türkiye’den Azerbaycan’a

2 saat ago

Bir anne düşünün…

Adı Selin Elingi Hebebci.

2 saat ago

“Ben de yazarım” demekle yazar olunmaz

Bu yazımı daha önce çalıştığım gazetede, köşemde yayımlamıştım. Arşivi karıştırırken karşıma çıkınca, bazı bölümlerinde değişiklik…

3 gün ago