Bazen bu iki kavramı uygulamada birbirine karıştıranlar var. Bazen de her ikisini bir potada eritip birlikte yapanlar… Sunucu-moderatör ya da moderatör-sunucu.
Aslında bu iki kavram veya iş, gerçek anlamda birbirinden çok farklı eylemler içeren, sorumlulukları ve yükümlülükleri farklı görevlerdir.
İkisi birbirine karıştırıldığında bu görevleri üstlenen kişiler zor durumda kalabilir, sunulan program veya yönetilen toplantı rayından çıkabilir.
Bu nedenle sunuculuk ve moderatörlük gibi bir görevi üstlenenler, bunların çok ciddi işler olduğunun bilincine varıp kesinlikle ön hazırlık yapmalılar.
Ben de bir gazeteci ve kültür-sanat etkinlikleri içinde aktif olarak bulunan biri olarak birkaç kez bu görevleri üstlendim. Gerçekten de kolay işler değil.
Sunuculuk; bilgi, beceri ve tecrübenin yanı sıra anlaşılır ve güzel bir ses tonu ile etkili bir sunum dili istiyor.
Moderatörlük ise bir sunucuda olması gereken özelliklerle birlikte ayrıca bir toplantıyı idare etme, konuşmayı yönlendirme ve gerektiğinde müdahale etme yeteneği de gerektiriyor.
Her iki iş de “Ne var ki bunda, herkes yapar.” demekle olmuyor. Kimin yapıp yapamayacağı da er meydanına çıkınca anlaşılıyor.
Ne dediği anlaşılmayan bir ses, ne söyleyeceğini bilmeyen bir insan, elindeki yazılı metindeki isimleri ve sıfatları doğru okuyamayan birinin sunduğu program daha başından bitmiş demektir. Salon önce teker teker, ardından üçer beşer boşalır.
Birkaç konuşmacının bulunduğu bir paneli yönetme görevini üstlenen bir insanın böyle olduğunu düşünün.
Hiçbir ön hazırlık yapmamış, konuşmacılara soru yöneltemeyen, anlatılan konulardan bihaber, devamlı başını sallayıp söylenenleri onaylayan bir moderatör…
Ya da her konuşmacıya on beş dakika süre verilmiş, ancak ilk konuşmacı zamanı dolduğu hâlde bir türlü son noktayı koyamıyor. Moderatör ise “Esas konuya gelelim.” demeye çekiniyor. Diğer konuşmacılar kendilerine söz hakkı verilmesini sabırsızlıkla beklerken, salonda bulunan izleyicilerden horultu sesi çıkmıyorsa kesinlikle çekip gitmişlerdir.
Geçmişte muhabir olarak bu tür toplantıları izledikten sonra çalıştığım gazetelerde “Uyutan panel” ya da “Panelistler boş salona konuştu” başlığıyla birçok haberim yayımlandı.
Bunları anlatırken sakın ola ki kimseye bir şey öğretmek gibi bir düşüncede olduğum anlaşılmasın. Herkesin bir yoğurt yiyişi vardır. Üstlendiği görevi öyle ya da böyle yerine getirir. Ama bir de güzel yapmak, iyi yapmak, başarılı olup alkış almak var.
Söylediklerimi kesinlikle yılların verdiği gazetecilik tecrübeme dayanarak söylüyorum. Geçen yıllar içinde bir basın mensubu olarak o kadar çok kongre, panel, konferans izledim ki… Bunların büyük bir kısmı da bilimsel toplantılardı. Hem de uluslararası toplantılar.
Dünyanın birçok ülkesinden insanların gelip, yüzlerce kişilik amfilerde, lüks otellerin salonlarında gerçekleştirdiği toplantılardı.
Kısacası bilimsel, kültürel, siyasi, sosyal veya ekonomik konularla ilgili her türlü toplantıyı izleyerek neyin nasıl yapıldığını görüp, nasıl yapılması gerektiğini öğrendim.
Sunucudan moderatöre, salonun dizaynından açılış ve kapanışa kadar bir toplantının organizasyonundaki eksiği, gediği; doğruyu, yanlışı görüp haber yapa yapa artık bir toplantıyı izlemek için bir yere gittiğimde, ilk beş dakika içinde bulunduğum ortamla ilgili bir fikir edinebiliyorum.
İkinci beş dakikadan sonra da ya kalkıp gidiyorum ya da zincirleme olarak devam eden hatalar zincirini hafızama kaydedip tiyatro oyunu izler gibi izliyorum.
Bu tür toplantılarda benim gördüğüm eksik ve yanlışları elbette orada bulunan birçok kişi de görüp eleştiriyor. Ancak bazıları, belki de yılda bir kez gittiği bir etkinlikteki eksik ve hataları dile getirme ya da yazma zahmetine katlanmıyor. Belki de önemsemiyor.
Bir de olayın şu yönü var: İnsan bir olayı yanlış diye eleştiriyorsa mutlaka doğrusunu gösteren önerilerde de bulunmalıdır. Ben öyle yapıyorum.
Sunuculuk ya da moderatörlük görevi üstlenildiğinde kesinlikle ön hazırlık yapılmadan insanların karşısına çıkılmamalı.
Ses tonu, diksiyon, mikrofon kullanımı ve beden dilinin de çok önemli olduğu unutulmamalı.
3 Kalem Trakya ve Balkanlar Kültür Sanat Derneği’nin düzenlediği imza, şiir ve söyleşi etkinliği edebiyatseverleri…
Tekirdağ Fotoğraf Derneği (TEFOD), fotoğrafçılığa ilgi duyan ve kendini bu alanda geliştirmek isteyenler için beklenen…
Şarköy Tiyatro Topluluğu, iki perdelik eğlenceli komedi oyunu “Hipnozcu” ile tiyatroseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.
Tekirdağ Şiir İkindileri Grubu, yeni sezon açılışını Namık Kemal Evi’nin tarihi atmosferinde gerçekleştirdi. 29 Ekim…
Eğitim sektöründeki uzun yıllara dayanan deneyimini girişimcilikle taçlandıran Jale Özgümüş, sıcak ve samimi atmosferiyle dikkat…
Bazı toplantılarda sık sık karşımıza çıkar böyle olaylar. Konuşması için sahneye davet edilen bazı kişiler,…